5.8.10

Fahrenheit, Celsius'u döver.

Sıcaklar iyice bastırdı arkadaş, ne bu böyle ya?!

1 hafta öncesine kadar insanlara "İstanbul'da hava güzel lem, orada sıcak mı yoksa?" diyordum. Hatta çok ileriye gitmeye gerek yok sabah yağmur serpiştirdi, bir ara rüzgardan kapılar çarptı ama bana mısın demiyor bu havalar. Londra gibi olduk vesselam. (bkz. bir ara yağmur yağıyor, ardından kuşlar sıcaktan erime derecesine geliyor)
Sanırım çarpıldım. Ve itiraf ediyorum, hepsi benim suçum.  Zaten bu blogu da suçluluk duygumla başa çıkamadığımdan yazdım.
Aslında havaların benim yüzümden böyle olduğunu bu kadar open to public bir yerde açıklasam mı diye çok tereddüt ettim ama ben sizin için freaky bir appledan ötesi olmadığımdan uyurken hayatımı korumak gibi bi derdimin olmayacağını düşünüyorum. Sapıtıp aypi(evet biliyorum IP) adresimden bulmaya kalkmazsınız ev adresimi falan herhalde. Yok canım, onu yapacak kadar düşman olmadık daha.
Gerçi 45 dakika önce girdiğimiz gün içinde hissedilen sıcaklık 53 dereceye kadar varacakmış burada. Ama bunun için beni suçlamak yerine 70 dereceyle günü geçirmeye çalışan Adana halkını düşünüp sizden daha şanssız olanları hatırlamak daha mantıklı ve vicdanlı olur.

Ayrıca kimse kusura bakmasın ortada kızacak biri varsa o da benim zaten. Siz deli gibi elektrik tüketin, karbondioksit salınımı yapın, toplu taşıma kullanmak yerine kendinize beşer onar tane araba alın, ormanları yok edip golf sahası yapın kısacası doğanın dengesine sıçın, sonra da sırf "gülme komşuna, gelir başına" mantığıyla suçu bana atın. Yok öyle bir dünya. -Ben de teknoloji çağının bir parçasıyım ama arabam yok, ağaç falan da kesmiyorum. O yüzden kızdım. Saydırmayın hemen. -
Gerçi kimse böyle bir ithamla da gelmedi yanıma, paranoyak mıyım neyim ayol?
Bence sıcaklık yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı. Eriyorum. Yeminle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder