Bundan yıllar önceydi onunla karşılaşmamız. (sanırım)
Hikayenin başı bir klişe: Çarpıştık, benim kitaplarım yere düştü..
Ama gerisi öyle değil: Ben kitaplarımı toplamaya eğilmişken o kılını bile kıpırdatmadı. Özür dilemediği ve yardım etmediği gibi, yoluna devam etmekten de alıkoymadı kendini, beyefendi.
Ben de "Gerizekalı" diye mırıldandım tabi. Beni duymuş olacak ki bir hışımla arkasını döndü. Hızlıca bana doğru yaklaştı ve..
Ben sağlam bir çığlık attım! Hayvan herif..
Beni sokmuştu.
Hayır! Ne arı, ne eşek arısı, ne de herhangi bir arı türüydü bu. Sinsi, kötü niyetli, vurdumduymaz bir çeçe sineğinden başkası değildi! Ona sadece "Gerizekalı" dediğim için beni soktu ve sonsuz uyku kavramına dahil etti beni eşşoğlusu.
Aslında bunlar benim sanrılarımdan ibaret. Muhtemelen öyle bir şey olmadı ama ben neden bu kadar çok esnediğimi bilmiyorum. Tamam, hadi esneyeyim sorun değil de diyemiyorum açıkçası. Sonra yüzüm kırışacak, gıdım sarkacak falan. Hoş şeyler değil bunlar.
ay bendede aynen böyleee
YanıtlaSil